
hasansarialp6774@gmail.com
Unutulmuş Bir Endüstri Devinin Anatomisi: Karadeniz Ereğli’nin Makus Talihi Kimin Eseri?
13 Temmuz 2026 18:24:45
Haberci
İstanbul’a 278, Ankara’ya 304 kilometre…
Türkiye’nin iki büyük metropolünün tam ortasında, jeopolitik konumuyla parıldaması gerekirken, kendi içine kapanmış yaralı bir kentin adıdır Karadeniz Ereğli.
Yıllardır "il olmayı" bekleyen, potansiyeliyle her daim bu unvanı hak eden ama ne hikmetse bir türlü o eşiği atlayamayan, kaderine terk edilmiş bir taşra manzarası…
Dışarıdan bakıldığında bacaları tüten, Erdemir gibi bir sanayi devine ev sahipliği yapan bu sahil kenti, aslında içten içe derin bir tezatlar silsilesi yaşıyor.
Sanayi devrimini tam anlamıyla tamamlayamamış, ağır sanayinin gölgesinde kalırken diğer can damarlarını besleyememiş bir Ereğli var karşımızda.
Ülke genelinde özel üniversiteler mantar gibi çoğalırken, Bülent Ecevit Üniversitesi’ne bağlı o yılan hikâyesine dönen Ereğli Kampüsü’nün yıllardır neden hayata geçirilemediğini hangi mantıklı formülle açıklayabiliriz?
Genç beyinlerin göç ettiği, emekli nüfusunun ağırlık kazandığı, yatırımcı bekleyen binlerce işsiz gencin umutlarının her batan güneşle birlikte Karadeniz’in sularına gömüldüğü bir realiteden bahsediyoruz.
Gelelim o bitmeyen yollara, her gün kördüğüme dönen trafik çilesine…
Projeler havada uçuşuyor, vizyoner kitapçıklar basılıyor, seçim dönemlerinde meydanlar vaatlerle inliyor.
Sonra ne mi oluyor?
O parlak vaatlerin yazılı olduğu sayfalar, bürokrasinin ve siyasetin tozlu raflarında kaybolup gidiyor.
Şehri yönetmeye talip olanların ya siyasi ömrü yetmiyor ya da tayin biletleri başka şehirlere kesiliyor. Geriye ise sadece homurdanan, dedikodulardan yorulan ve hak ettiği kent planlamasına bir türlü kavuşamayan kırgın bir halk kalıyor.
Doğa derseniz yeşilin her tonu mevcut; deniz derseniz uçsuz bucaksız bir mavi önünüzde uzanıyor. Fakat denizinden bile doğru dürüst faydalanamayan bir tuhaflıklar şehri burası.
Deniz içi bin bir çeşit balıkla doluyken, suni yemlerle kafes balıkçılığına bel bağlamak, vizyonsuzluğun adeta kıyıya vurmuş hali değil de nedir?
Şimdi sormak gerekiyor:
Bu kentin sokaklarında yürürken demiryolu hayali kurmak, o masmavi denizinde sadece balıkçı teknelerini değil, yolcu gemilerini de görmek, eğitimde, turizmde ve sanayide hak edilen o patlamayı yaşamak çok şey ummak mıdır?
Kesinlikle hayır.
Bu, insanca ve modern bir kentte yaşama arzusundan başka bir şey değildir.
Peki, asıl can alıcı soruya gelelim: Seçenler mi suçlu, seçilenler mi?
Bu makûs talihi kim yazdı?
Her seçim döneminde aynı vaatlere inanıp sandığa giden, kentin geleceğini sorgulamaktan yorulan seçmen mi hatalı; yoksa koltuğa oturduğu an kentin ufkunu açmak yerine kendi siyasi ikbalinin peşine düşen, yeteneksiz ve beceriksiz yöneticiler mi?
Gerçek şu ki; Karadeniz Ereğli halkı artık içi boş vaatlerden de, kitapçıklarda kalan projelerden de yoruldu.
Bu kentin kaderini değiştirmek; sadece yöneticilerin insafına bırakılamayacak kadar hayati, siyasetçilerin günübirlik oyunlarına feda edilemeyecek kadar değerlidir.
Ereğli’nin makus talihini yenmesi, ancak ve ancak kentin kendi potansiyeline inanması ve hak ettiğini koparıp alacak o ortak iradeyi ortaya koymasıyla mümkün olacaktır.
Aksı takdirde Ereğli, hep "aday" kalan ama asla "kazanamayan" o mahzun şehir olarak kalmaya devam edecektir.















